21 Ekim 2006

İsyanda dilini ısıran...

Tutkuydu...


Altından bir şamdan fırlatılıyor gökyüzüne. Gri bulutların asırlık savaşı zeusun zihnini çalıyor. Şamdan her görüşünde güneşi; erimekte. İsyan zesun ilhamı ve sözcükler bu değirmenin…“elinde pergel / avuç çizgileri pergelin ucunda / beyaz bir sayfada da kara leke isyan… uzun ve geriye kıvrılmış kirpiklerinde dinlenen kurnaz sürprizleri süzgeçten geçirip kalın harflerle kitaba işlemiş yazar. Yine yol geniş, yine yol virajlı. Birazdan otobüsten inecek yolcuların zihninde kurguladıkları tek şey mutluluk. Zamanda yolculuk inecekleri yerde başlayacaktı ki otobüs durdu, yolcular indi. Geride bir toz bulutu. Yol kayıp, yolcular kayıp. ***


Mutluluk atık bir duygudur. Duyguların arıtılması gerek onu bulmak için. Karmaşayı sevmeyen gel- gitleri eleyen, telaşın inadına durgun, sade ve net bir tablo o… ( şamdan yanmaya başlıyor / ilk hayal intikama. Beyin fırtınasında galebe çalan kin bir dağ gibi ihtişamlı ve volkan kadar şiddetli. Ayrılığı hazmedemeyen bir yüreğin metal tutkuları) İkinci hayal yaratıcıya, hazmı zor olan duygularla isyan nefesini soluyup; solan yaprağın kuruyan toprağın sebebini sorularla kuşatmak… (yarıya kadar örülmüş köprü o da oyalamak için. Allak bullak edilen zihnin kamera arkasına sokulmayı dene) Kanatlarını hür bir şekilde çırpan kuşların kanadını bağlamayı da deneAf edemediğin hatalarını boyamayı dene. Ya da düşünmeyi!


Son bulan zamanda yolculuktan geriye kalan yanlış düşlerin bilinçsiz adımların fotoğraf kareleri. Yazar kalın harfleri, seyrekleştirdikçe gerçeğe bir adım daha yaklaşıyor. Mutluluk ikinci bir kişinin sözlüğü değildir. Kişinin kendi içinde ki huzurudur. İnsan nereye kadar mutlu edecek ki. Ya yazı yüklemleri tekrarlayacak ya da rakamlar birbiriyle çarpılacak. Sonuç ihanet. (Zeus uykuya yenik düşerken destan adlı anlatı aşkı sorgulayacak olaylar parantez içi girilecek)Saklama kendini, rahat bırak, tutunmaya çalıştıkça kelimelere; bir ceviz ağcının yaprağı gibi boya çıkar. Sıktıkça iç dünyayı, dağılan boyada kurgu da yapay olur…
***

İsyanda dilini ısırırken; perdeyi kapat. Dil altına yerleştirdiğin kelimeleri salıver. Zihni biraz daha yor. Bulutları şematik tabloda incele. Aynayı tut çizgiye / harfler belirgindir şimdi... ( ? )

04 Ekim 2006

*Fırtınada*

Asılı kaldı)…

Tedirginleştikçe eli ayağına dolaşıyordu. Heyecan hat safhadaydı. Biçimlenemeyen her şeyi avuç içlerinde saklayıp kararsızlığa dair ne varsa; silip süpürüp emin adımlarla bataklık da olsa güzergahı ilerlemek istiyordu ki düşüncelerin gölgesi bırakmıyordu peşini. Sağnak yağmur gibi acıda ıslanıyordu. Titriyordu yorgun bedeni. Başını koyacağı bir omuzda ağlamak istiyordu. Elini uzatmasıyla çekmesi bir oldu bir dönüşümün çarpım cetvelini sayacaktık, çıkan sonuç baştakinin aynısı olacaktı. Yumruklarını sıktı. Derin iç çekişle teselliyi kendinde aradı. Yüzü onu ele vermese de kabusu andıran zaman dilimlerinde kendisinin dahi fark edemeyeceği göçler olmuştu içinde… Olumsuzluklar saklambaç oynayacak kadar bencil ve zalimdi…
Asılı kalıyordu birbirine karışan duygularla, yanan canını puslu bir camın ardına gömerek donmuş bir ruh haliyle çizdiği manzarada sabitleyemediği her şey “her renk”Bütün yönleri birbirine kilitleyip, anahtarı yokuş aşağı bırakan; küçük daireler de hayat diye isimleniyordu. Önce yönleri kaybetmek, sonra aramak “buldum” diye sevinç denilen şeye kaşık daldırırken bir masalın katlanmış sayfasında daha ne kadar asılı kalacaktı düş(ler)…
Ve O yüz…
Tersine akan su; dinlemediği sözleri mantık süzgecinden geçirmeyi ihmal etmese de kendi sesinden başka bir şeyi duymak istemiyordu. Alınganlığın bir üst modelini yanı başından hiç ayırmasa da aynanın kaldıramadığı o yüz!Maviliğin esrarengiz açılımında katlanmayı tercih eden, yalın ayak; geceyi peşine takan Dolunay’ın uğursuz saydığı; bütün patika yalları parmağına dolayan o yüz!Işığın kısık sesinde parsellenen bölümü, kopya kağıdıyla kendine geçirmek isteyen o yüz!Sır kefenini giyerek, görüntüye niyaz eden bakış…
Cam kırıklarında durgunlaşan bakış, asılı kalsa da o yüzde; göz bebeklerinde söyleşen hüzün, çerçevelenip umuda tel örgüler çekse de / mum artıklarında bir dilenci eli kalsa da asılı / Önce kendini öğütmeli değirmen. Kafeste vücut bulan hançer de kendine saplanmalı ki ruhumuza kazdığımız yemin(imiz) kader dosyasında şeref misafiri olarak yerini alırken yutkunmalar da asılı kalmalı kum saatinin duyarsız akışında…
Başını kaldırıp gökyüzüne bakıyor, isyanı kusan gözlerinden utanıyor siyahın inadına mavilikle mest oluyor ve hep bu anda kalmak istiyordu…
Süngerdi kalem, zehri içine çeken. Bir gelinin başına örten duvaktı beyazlık. Neden pas tutmuştu dilde kelimeler?

Yeniden başlayacağız deselerdi, hangisinden başlardınız önce… Silip aynı deftere mi yazardınız?Yeni bir defter mi alırdınız?Yoksa aynayı yüreğe mi tutardınız? Çözülür müydü o zaman düğüm? Sen söyle umuda sevdalım yorgun bir kalemle mi devam ederdin Ya da?