30 Ağustos 2006

*Merdiven de Nankör*


Ben; bende olmayanı istiyordum ki kişinin kendine tezat olması mıydı bu? Kalp ismi verilen parçanın dili başka mıydı yoksa? (Sanmam) Ve bu bir el uzatmaysa bende ( bir yük veya istenmezlikse sen de) Yoğunlaştığım tek şey; keşfedemediğim şeyin karşısında duyduğum çaresizlik. (Gerisi alakadar bile etmiyor) Yüreğe batırılmış paslı bir çividen sonra telaşın heyecanını gözlemliyorum; gidip – gelmeler, yönde kilitlenmeler ve bana ait olan her şeyi uzaklaştırmak tutkusu ( yarım bir nefesi, rüzgarla karıştırdıktan sonra gözlerimi kapatıp açıyorum yine aynı yıldızın soğuk bakışları altında ezildiğimi hissediyorum. ) Günlerdir bunaltan havadan sıyrılıp hüzünlü yüzleri yalayan rüzgarı hissetmek de artı bir keyif.

Cam fanusa özene bezene yerleştirilmiş sevgi sözcüklerinin iştahlı koşuşturmaları bıkkınlık veriyor. Elimden gelse; bir kapak bulup ezberlenmiş sözcüklerin ağzını kapatırdım. (Hayali bile güzel…) Halden ari kılınmış sevda; yapmacık bir seyirle sahnede rolüne devam ederken hayat boyu izlediğim bu perde midemi bulandırıyor. Bir an dışarı çıkma isteğim ağır basıyor (beklide sana doğru adımlarım, bıkkınlığımdan.) Bilemiyorum. Yalvaran var sanki beni anla diye. Anladığın an kurduğum köprü (senin gözlerinin göremediği köprü) yıkılacak. Kamçılıyor bu duruş. (Okumak istediğim ama bilerek okumadığım öykü gibi)

Merdiven de nankördür değil mi? Çıkışı ve inişi aynı kefede tarttığı için. (İstediğin ne? Çarpım tablosunda dönüp dolaşmak mı? Asma yüzünü! Yakışmıyor… ) Kurtuluş duygusunu yaşatan merdivenin senden çaldığı ne çok şey var değil mi? Bunları bırak. Yorgunluklar tırmansın merdivene. Peki ihanetler ne olacak? (Sırasını beklese) Basmaklara versem imgeleri kurtulmuş olurum belki. Kendi resminde yıkanan kodları; iç serüvenleriyle baş başa bırakarak daireler çizen halkaların gök gürültüsünde dansını izliyorum. (Çok hoş) Kristalmiş göz yaşlarını avuçlarıma topluyorum, aynalar gerginleşiyor. Gece daha da siyah oluyor. Açık perde de kalmıyor parmak uçlarım titriyor ve gücü benden alan neyse yere yığılıp kalıyorum bir an. (Sessizliğime koşuyorum)…

Daha ne nankör gece mi? Gündüz mü? Işık mı? Karanlık mı? Terk eden Her şey mi? Doğası bu? Yüzeysel dokunuşları olacak anda sürükledikleri olacak bir nehirken kuruyacak. Bu oyun da yaşlandı artık…
Kalk ! Biraz dolaş. Giderken sorduğum soruları da yanına al. Sahi ilk sorum neydi? Neden son soru yoktu?

2 Comments:

At 9/15/2006 11:21:00 ÖS, Blogger Ümit Zeynep Kayabaş said...

Eleştiri için teşekkür

 
At 3/10/2007 08:24:00 ÖS, Blogger Ümit Zeynep Kayabaş said...

?

 

Yorum Gönder

<< Home