17 Aralık 2006

*Eskiyen Eşyalar

Mümkün olsaydı da bir anda eşyalar dışarı çıkarılabilseydi. Evet anında boşalsaydı bütün raflar, duvardaki resimler, lambalar. Sabırsız yüz ifadelerine eşlik eden gizli özne gibiydi geçmişi silme arzusu. Yüz bu heyacanın rengini alıyordu gizliden gizliye…

Anılara yarenlik yapan her alınan nefese dost olan bu eşyalar kalpte hiçbir endişeye mahal vermeden atılıyordu. En son kütüpane odası boşatılırken içimden bir şeylerin söküldüğünü hissettim yazarın eserlerinin kaleme aldığı mekandı burası. Duygularıyla savaştığı duvarlarına kendini anlattığı, hüznünde bu mekana sığındığı yer, şimdi yok oluyordu. Öylesine sıkıyordum ki kendimi içimde anlam veremediğim bir kin oluşuyordu ve nefret ediyordum bu vefasız tablodan. Bir zamanlar elin kolun olan ve seni ağırlayan eşyalar hayatından çıkıp giderken o rahat olmanın hazzını yaşıyordu. O kadar basitti ki her şey sadece eskimiş eşyalardı işte…

Uzak kalmalıyım beni geçmişe getiren her şeyden demişti. Duygular geriye dönmeyecek kadar itaatkar mıydı ki (sanmıyorum.) Kişinin kendi başına kaldığında olmadık zamanlarda hatıralarla yüzleşir ve can yanamaya devam eder. Eğer bunun tersi mevcutsa düşünmeli insan.


Hayata dair en kötü hisleri gözlerimde yaşarken gözlerimin içine bakıp tebessüm etmesi beni sinirlendirmişti. Bunu sezinlemiş olacak ki (mutlu musun) diye sordu. Ondaki hal beni tedirgin ediyordu.

Evet şimdi evin içi boş Lütfen istediğin gibi dekore et. Evin her köşesinde seni, sevgimizi görmek istiyorum…

Düşündürüyordu beni

Kısır döngülerin pençesinde savaşarak, şekillerin iptalini istemek binanın yıkılıp yeniden inşa edilmesi ruh kavramının içsel olgulara tezatlığı ve her boş kareyi ayna kılıp yürümek boşluğa ki köprü vazifesini üstelenen kişinin sahnede rol alışı ( tanımadığı birine olan düşkünlüğü ) düşündürüyordu beni … Bir yama gibi geliyordu bütün bunlar. Göremediği bir kafesin içindeydi o …

Duyguların kıtaları vardı onda ve ruh hep seferlere çıkmalıydı… Alabildiğince karşıda olmalıydı, heyecandan kanatları olup sürekli çırpmalıydı onları. Koşmalıydı, yaralanmalıydı beklide kanla mayalanmalıydı. Tuval ve fırça elinin altında olmalıydı çizmeliydi o gölgenin sessizliğini. Mevsimler birleşmeliydi onda bir yandan soğuk yüz hatlarında belirginleşirken güneş en olmadık zamanlarda avuç içlerinden sızmalıydı ki yorgunluğunu ödünç verdiği gök tanrısı uysallığı teşhir ederken o kendine ait olanı almalıydı (- bir kitaba tema / bir şiire ruh - derken özetle malzeme…)

Düşündürüyordu bir paragraftaki deprem ve sessizliğin birbiriyle söyleşmesi

Pencereden gelen ışığa göre eşyaları seçtim ışık alan her köşede koyu renkler arkasında da aynı renklerin açığı ve oldukça sade yerleştirdim evi…

İkinci bir sesle irkildim. Durgunsun …


Biraz önce birilerine ait ruh eskiyen eşyalarla kabından çıkmış yepyeni bir kimlik bulmuştu … Benden de ona göç eden bir şeyler olmalı mıydı acaba? ilk bakışta ona içten biri olarak tanım getirmek gayet keyifliydi. Kelimelerin gizemli havasına konuk olmak o derin ruhla gezintiye çıkmak, bir ruh sarhoşluğu içinde yazmaya devam etmek; bana artı mıydı acaba? Alfabeyi ardı ardına dizmek yerine bir cam kavanoza yerleştirip içinden rast gele harf seçmek gibi bir şeydi bu. Seçilen harfler bittiğinde kelimenin bir manası olur mu olmaz mı düşünülmez bile. Savurgan duyguların ağına takılmak heybesinde ne olduğunu unutan derviş misali hakikati iç dünyada çözümleyememiş birinin elinden tutmak – hep yarım kalmak hep yarım bırakmak gibi bir şeydi ki yeni bir ruh akrabalığıyla buluşup yeni evler yapmak tuğlaları taşımak, yeni duyguların harcını kullanmak farklı bir ruh tanımıyla yüzleşmekti ona göre bende bütün bunların cevabı; kişinin kendine ihaneti… Oyalandığı duygular kabirdi içine girip defalarca yattığı…


Sabahla(dım) aklımın hücresinde
perdeler hala korkak
kıskıvrak yakaladım karanlığı alnından
ölüm doğruyordu hücrem
saçlarıma asılan sancı dilendi duvarları
birazdan yıkılacak evin içine, hiç
girmemişti tuvale hükmeden beden
tam ortasındaydım Habil’in nefesinin
düğüm atacaktım/ iklimlere, renklere, kelebeklereve düşlere
iki isim vardı ruhunda
birini bana vermiştin
diğerini zamana
yaktığın ateşte
ısınan aklım
kumbarada sakladığın aklın
metal bir yığındı / satırlara, paragraflara.Melez bir avcıydı ruhun bugün bahar yarın kış
diyordu şiirin / bir şiirden arta kalan(dın)



Yoksun, belkide alışmıştı gözlerim sana. Arada bir bakınıyorum penrecereden bütün masalların sonu yokluğa değil mi?

01 Aralık 2006

*Ağu*

Öznesi hayatın kendisi olan bir cümle kurmak istedikçe her cümlemde hayat yüklem oluveriyor kendiliğinden. Köşeli bir yıldız gibi hayat.Yıldızlar geceyi sevmişler hayat ise her ikisini. Biri gözlerin içine baka baka ağlamış, diğeri göz yaşı olmuş. Biri kendini oynamış diğeri ondan bir parça. Birbirini göremeyen bu iki şey; his alemine lisan olmuş varlık denilen yük ruhu konuşturmuş.
beden hep siyahi bir yüz
bakışları donuk ve karma Rüzgarsız olur mu hayat? Bazen elini uzatır tatlı tatlı okşar hayatı. Bazen de o el buz gibi olur (rivayete göre kayıplar öfkelendirirmiş rüzgarı birbirini kaybedenler iz bulamadıkça rüzgar kendin geçermiş ve sadece kendinin anlayacağı dille konuşurmuş) dokundukça hayata acıdır bütün renklerin tadı. zehirli bir sarmaşık dolanır ruhagök telaşa kapılır, sözleri yağmurdur toprağa konuşur. Yıldız görünmez artık. Hayat bulutla birliktedir. Sağı solu belli olmayan aynaları kendine esir eder bulut. Zaman onun avuçlarında dilencidir şekilden şekile girer bazen ince bir çizgi olur seslenir kaleme bazen de coşkulu bir kalem olur koşar cümleye. Ve kendi içine yapılan dualara kulak misafiri olur hayat. Biliyordur adının merdiven olduğunu…
Her basamakta farklı bir dua farklı bir yara /
dua merhem olacaktır yaraya. bir kere yürek kaydolmasın acıya alınan her nefeste sızı vardır artık nefes ve sızı; hayatı korkunç kılan iki kahraman… Güç ikisinin karşısında eğilir boynunu büker.
Yürek her iç çekişte acının tazeliğini hisseder. Feryadı; – beni bu sevgiden ari kıl- işte hayat duvarlarına kopyalanmış bir dua …Sevgi; arzu edildiğinde yüreğe şeref misafiri olan bir yolcu mu? Her şeyden soyutlanarak kendini misafire ikram etmekten haz alan özlem, konuğunu ağırlamaktan oldukça mutlu.
Özlem için sevgi çağlayandı gözlerini kapatması gerekti. Şimdi her şey daha da net. sevginin içinde olmak güzel… Gözlerini açtığında bütün harflerin bedenlerine girip onları hareketsiz bırakmakta. Bir araya gelmesinler diye alfabeyi zihninden de silmekte. Sevgiye bir başlık koyması gerekti çünkü. Koyduğu her başlık önce kendini dar geliyordu (zamanın farklı işlediği mekandı burası duyguların özgürce gezdiği bir mekan zor ele geçen bu tabloda ölümsüzleşmek ve rengin kendi tonuyla dansını izlemek … sanırım hayal ötesi bir şey.)
Misafir daha doğrusu duygulara seçilen kurban, artık geri dönmeliydi. Ruh sevgide tatmin olup kendini bulmuştu çünkü. Özlem bencilliğini kabul etmeden sevgiyi uğurladı.Tekrar hararetlenmesi gerekti.Bir çöl olmalıydı özlemsevgi için yanıp kavrulanzindan olmalıydı bütün renkleri siyaha mayalayan. bir mağara olmalıydı yalnızlığıemzirip,büyüten. Bu makam onu daha da mutlu ediyordu. Bir kurbandan göz yaşını içse de gece – gündüz, doymamıştı… Herkes değildin, herkesten bir nefestin. Bende tükendin Hayat artık basamaklarında koşanları izliyordu. Bulutun veda edeceği de yoktuyorumlamak istemiyordu hiçbir şeyi, sadece boş bakışlarla bakınıyordu.

Düşlerinde hep o kayıp yıldız vardı bir de ağu… Şimdi hiç kimsesin. Seni bir ağu’ya kundakladım sevgili


.Ağu


önce nereye düşer cemre belki de bir şiirealın dilimden kilidi ben size söyleyeyim
nasıl yıkar beden çadırını yaslanınca sesinenasıl da öper dolaşması gibi dolaşıp soğuğun aramızda
işte öyle sarar ruhunu her resimli kitaba masal arar gibiyağmurla yarışır,
ne dedimse ad bulamadım yağmuraıslanmadan önce bir kasımpatı olup yetişsem kendime
bu aşk,yani bu yusufcuk kuşunun kursağında bir zehir
her damlada çoğaltır bizi, kaskatı kesilir gök
yürek kaskatı bir gece diliyle yığılır kalır sükutademirlenir hecelere,
ben alıp yüklemimi çıkarımkaostan bir damarı açmak için geceye,
gece memnun
tüter dumanı,kim bize gelse bugünlerde biraz gece
ondandır ve haklıdır ölüm, atar nişanı ileri bir tariheb
akışım derindir ama hayat hep çerçevelerden taşar
kumlardan, kumsallardan,kum saatlerinden
ilgisiz bir zamir olmak için çok çalış dendi şiire
yeminlere çok çalış dediler, ihanetlere ve boş evlere
aldım karanlığı yüzümde parçaladım, yanlış yerinden
başladım sevmeye siyahı, bu ondandır, izini kaybettiğim günlere açılır gözlerimve gözlerime kapanır ıssız ve kimsesiz günler
saçıp hurufun küllerini avcuna her nefeste
yıkıntı mabedinden kovdum muştuları
bir tek ben olayım diye içinde senden ev inşa ettim
varsın avcılar konsun dallarına kaderin vurulmak için bir acıya kanat açmış kuşlara
ben gömmeye gidiyorum yüreğimin haritasını
sen de gel haydi unutalım beraber evlerden sızan patikalarıyokuş yukarı akansıkılgan yorgunlukları