30 Nisan 2007

Sır Ve Kum

-biliyorum, uyanıktı kum ve sır


Kadın ellerinde doğan idamlık ipler
sarar Yusuf’a kuyuları. Asılır nikahı yarım
kalan gelinler İntihar çığlığına
–ezberimde- maksut kumdan bir beşik / minyatür
adım atsan geri döner sana araf
dursan, cinlerin düğün alayında yitirirsin sesini/
sır’dan bir mum yokladı seni
kaleme ant içen kum, yol verdi rüzgara
lanetlendi rüyada göl adandı göle bakir sırlar
tutuldu dilin mürekkebi. Mizana ağır gelen celladın,
durmadan saydığın parmakların
yürüdü, göğün şahitliğine /

sisten bir gömlek gece, şiir gece ve sisin içinde…
Uyudu deniz kabuklarında sır.
koyların, kumların, jurnalın, umutların şehrinde;
yalnızlığa ulanan bir ada boş bir oda /
titrek bir nabız sarıldı ceviz yaprağından çıkan dumana.
Bakışlarındaki hüzme ilham ve sır,
tül perdeyi tutuşturan
iki ayna arası tekil isim
gölgenin duvağını çekiştiren kül,
yeniden seslendi sis’e
sis; benden / senden bir cüz

tuvalin zehrinde sardunya kokusu
dervişin terkisindeki su,
ökçenle inatlaşan yol noktadan da gergin
direndi -Um sessizliği.
Kaç küskün dalga saydın;
kumlarla ağlamaklı, kumlarla sarmaş dolaş, kumlarla sırdaş
akasyayı saran rayiha,
eğdi başını cümleye
gemi var hiçliği silen,
emir var toprağı dirilten
-um direnişine sarılan cesetten tel örgüler
cesetten eldivenler.
gece, sessizlik ve sandukada soluklanan parmak izi..
sevgiden bir yansıma avuç içinde yatan,
alnını öpen çizgi bedenime
uzak bir ateş iliklendi yakama
Dolunay, kaptı kıyametin ağzından sırrı
uyanıktı / kum ve sır
-sustum!