16 Şubat 2006

Masal bitti mi

Uykudan önce masallar anlatılır ya o masalla dalarsın uykuya. Kahramanlar rüyanda da yanlız bırkamaz seni ve bilinç altına yerleşen her şeyle haşır neşir olursun istemesen de . Bir gün elime masal kitabı verildi. Israrla her gece bir tane okumamı istediler ki masala düşkünlüğüm yoktur pek. söz vermedim. Yarı isteksiz bir şekilde peki dedim ...
İlk masal dostluğu anlatıyordu... Kitabı kapattım.

Dostluk; menfaat içinde yüzen bir duygu. Hazır bir kalıp, maske ya da zamanda oyun ... Yürek ne çok inkar eder bunu... Hayır der hareretle. Ve savunma uçlardadır. Gülümserim hep.Hatta "Mevlana- Şems" gibi koyu bir demde verilir bu bağ. İnanmak istersin. Rol olduğunu keşfetmen uzun sürer. bağlanmışdırsın dostuna ne derse hemen yaparsın . Dost , dostun hep iyiliğini ister ya! kendi için en güzelini dostu içinde ister ... ( ama sözde ) Ah şu kelimeler yok mu? inanıverirsiniz o sahte bahçenin sahte güzelliğine. ve kelimelerden buket yapılır size, ruh okşanır oysa ki bir önceki dost köprüsü ihanetle bitmiştir. Ama yürek yapamaz dost kelimesi bir mıknatısdır çeker onu... Yine o köprüden düşecektir yine parçalanacaktır yüreği, kan ... Göz yaşı ve kan dokuyacaktır zamanı .....

Bunları ilave yaptım masala ve gerisini okumadım .

İkinci masal açtım ilk masalın aynısıydı

Üçüncü masal da aynıydı ....

Koca kitabı tekrarla bitirmişlerdi. Yarıya kadar okduğum masalla uykuya dalmıştım .... Gördüğüm rüyayı belki bir gün anlatırım ...


Sabah olunca arkadaş kitabı geri istedi ve masal bitti mi diye sordu cevap vermedim .......

(yorumsuz )

14 Şubat 2006


Hayalleri vardı titrek mum ışıklarından /
kelebeğin çırpınışıydı
tedirginleşen umutları / her mevsim kıvrılırdı önünde
elinde anılardan bir sepet / yürürdü kayıp bir kentte …
Kaldırım taşlarının ezberlediği hüznü fısıldardı rüzgar
deniz kızının gülücüğü, ay’ın elinde /
şımaran tezatlar / aynaların arka bahçesinde. Dipsiz bir kuyunun içinde


http://www.bhdhaber.com/default.asp?yazarid=59&yaziid=568


09 Şubat 2006

Günlüğümden

Sessizliğin son nefesi zamanda dağılıp yok olurkan kazanacağımdan emindim. Kaybetmedim hiç ... Benim olmayanı istemedim çünkü ...
Hislerimden emindim uzun sürmeyecekti bu sessizlik. Dayanamayacağını biliyordum. Yüreğin dinlemedi seni değil mi?

Sevgi ne tuhaf. Yerleşiyor yüreğinin en güzel köşesine ve her gün kök salıyor. Her yeni yudumda susuzluk kuşatıyor seni, sarmaşık misali sarıyor, sarıyor ... Ve sen dikenlerin ördüğü merdivenlerde yürüyorsun, acıyan canın yeter dese de sevmeye devam ediyorsun ....

sükuta ihanet yeni değil / gem vurulan yürek

asıldı zaman ipine

kımıldadı dudak

sensizlik bir zehir / damarımda

bozuldu oyun
bozuldu sükut
sevgi tahtında / kristal bir hasret nefesim
yabıncıyım ben bu şehre
sana geldim ....



Hiç- kim- se

Ben hiç kimseyim, sen kimsin?
Sen de hiç kimse misin?
Öyleyse bizden bir çift var
Sakın söyleme! Bizi sürerler biliyorsun!”
Emily Dickinson

Parmak aralarından
süzülüp giden sükut…
kıvranır/ kesik, kopuk
kırık duvarlarda… Sır hazine
ay ve yıldız, karbon kağıdının gölgesinde …
sırrın / varlık- yokluk kapısı
kilit … gömüldükçe yüreğe / gizlendikçe asalete
aşk seni, sen aşkı / ne kadar anlarsınız?

http://www.bhdhaber.com/default.asp?yazarid=59&yaziid=546

08 Şubat 2006

*Günlüğümden*

üşüyordu....
sessizlik yorganı olmuştu. Kendi nefesinin arkadaşıydı. Zamanı dilini ısırarak tüketiyordu..... Uyuşan parmak uçlarından başlamıştı hislerini yok etmeye. Özel bir uğraş mıydı? yoksa sessizlik teriminin içinde hapsolan ruhunu tanımak mıydı? İkisi de değil desem .... Karmaşık bir ruh hali hep zikzak çizerken zamanın gövdesinden kopmak ve yüzleşmek istiyordu bir an önce ... Dalından ne varsa koparmak , yaprakları dahi toplamak, rüzgara ses verecek her şeyi çalmak...

Kıvam bulmayan şeyler tat vermez. Acının da neşenin de kıvamı gerek .( sözcükler siz ne çok nankörsünüz! Bana kendi sesimi bile neredeyse farklı verecekseniz . Bırakın ben olduğum gibi kalayım )
'dile gelen sözcük) teselliyi kendinde bulabiliyorsun, nasihatın önce kendine veriyorsun .Tezatı tezatta arıyorsun . Kovalamak herşeyi ve dibi olmayan seçeneklere tutunmak , kör bir kuyuya sudan bir düğüm atmak (yine şemanın içi boş ) beklemeye tahammülün yok ...Yaslan lütfen sesizliğe doğru, uzan iyice ...sessizlikte demlen ... Hiç olmasa bir dene ...


yağmur kanadını kırardı / koparırdı tomurcuklarını
kan rengi yaprakları / toprağın olurdu
her kopan parçada / ayrılık okşardı yüzünü
gül
yine de kıyamazdı yağmura / ahı bile kendine olurdu

hayat bulduğu yine yağmurdu .....


bende / sen de
yağmur da / gülde
ortak bir hikaye ' miydi?


Üşüyordu. Yavaş yavaş donmaya başlayacaktı ama kelimeler mücadele etmekten vazgeçmiyordu...

06 Şubat 2006

*Günlüğümden2*

Yine zamanda beslendi sessizlik. İnadına hür, inadına çoşkulu, kurnazca, sinsi bir gülüşle körpe bir intikamın hazzıyla kıvrandı. Can yakmanın, hüznü yelpazelemenin huzurunu duymak istedi ve telaşla kinini kusmaya devam etti .... Nefsin arzuyla intikam oyununda kıvranması erişilimez bir saadedtti onun için. Ve bir adım daha güç onun olmuştu

Belki en derin mutluluğu duyuyordu yüreğin. Evet, canım yanıyor! Daha da mutlu ol, zaman acı bir pıçak ve her an doğranıyor duygular; kan akıyor, ruhum kana bulanmış ama kanı göremiyorum. Ve sonrasında da yine kendime soruyorum. Nereden geldi bu kan. Bildiğim net bir şey var. Misafiriyim şu an bana sunduğun sessizlik oyunun. Kısa süreceğinden eminim ama yinede kendimi kontrol etmekte zorlanıyorum. Buzdan bir ip, buzdan bir iğne.... Yüreğimi elime alıp buzla dikeceğim... O zaman acıyı duymacağım, o zaman hiç bir şeye aldırış etmeyeceğim. Ama bir dakika biraz daha beklemeliyim ....

Gün , saat , dakika ... Zaman dilimlerinde dans / acı bir dev gibi heybetli / yanan can ...

05 Şubat 2006

*Günlüğümden*

Zamana sığdıramıyorum sensizliği ....
Her şeyin sonu mu gelmişti? Oldum olası sevmem son denen şeyi... Bazen zamanda düşüncelerin dansı verime ulaşır. Ya zamana sığamıyorsak? Düşneceler tazelerken kendini, atarken fazlalığını yeni bir doğuma hazırlanırken; diğer yanda sabrın teselli edemedği bir yürek çırpınışı... Sessizliğin zehri damarlarda ilerlerken ölü bir bedeni taşır ruh ...
Duvarın öteki yanı; her güne isyanla zulmü imzalardı ruh. Her yeni dakikayı kargaşalar kelepçelerdi. Doyuma ulaşamazdı isyan... Ve iki yüreğin birbirine yüklenmesi, kırması, güzelliğe dair her şeyi heyacanla yok etmesi ve uzandığı nokta , bitkinlik ...
Duvarın beriki yanı; isyanı an be an kucaklamış olan iki yüreğin, özlemi ... Biribirini bulan gözlerde; sevginin tebessümü ... Her şeye rağmen sevmek... Gururun atıldığ, kırgınlığın silindiği minik zaman dilimleri

“Hoştur bana senden gelen
Ya gonca gül, yahut diken
Ya hıl’at-u, yahut kefen
Lütfun da hoş, kahrın da.”


Sevgi kasesi boşalmaz hiç. Bir zehir/ bir bal da olsa
hem ışık / hem karanlık
hem seninle / hem sensiz
sen de
hem benimle / hem bensiz ...
Sevginin mutluluğu; gelinilğiyle intahar etmiş bir genç kız... Yaşasaydı eğer; eziyete dönüşmezdi sevgiler ... Eğer bir gün yürek kendini anlarsa ben de kendimi anlayacağım ...
Hiç bir şeyin sonu gelmedi. Her ikimizde uzattık ellerimizi birbirimize...

03 Şubat 2006

*Su ve Aşk*

Soğuk bir nefesten doğdu
kundağı güneş ..
Isındı /
nefes alıp verdi
ellerini açtı yükseldi /
zikri , sitemi / aşk ..

Uykuyu
rengi
tadı / azât etti
su
düşüne rehin ..
aşk can
(s) sırrı
sır , yüreğinin mahşerinde gezgin

Kemikten bir kalem ucuyla dağlandı
nazar /
su ,
gelin …
hem yere hem göğe nikahlandı
Cemalinde yanan tunçtan bir libas
çoğaldı /
aldattı ..
Hal ;
üç güvercin gagasında şarap…

Timsah derisinde köşk
hurufun zehrini besleyen /asırlardır
uyuyan küpler …

Şiş göz kapaklarında / dokuz can
çatışan ,
kesik bir parmak ucu ve ayaz ki /
kıskanır emzirdiği çocuğu…
küllerini harekeler yıldız ..
su rüyada
rüya da suda g(örül)ür

çekiştirildi tül / açıldı atlas /
işaretlendi bereket ve aşk …
Ümitzeynep