23 Ekim 2005

*Günlüğümden *

Kitap soran müşterilerle özel ilgilenirim küçük bir kız çocuğu kitap bölümündeydi çalışanlara işaret ettim seviyesine göre kitapları göstermeleri için; kıza yaklaştı arkadaş ve yardımcı olmak istedi , kız ters cevap verince ilgilenmeyi bıraktı . Sabit bir yerde duruyordu gözleri kitaplardaydı ama mimiklerinde en küçük bir değişiklik yoktu dış dünyaya karşı tepkisi sınırlıydı , kendisinde dikkatimi çeken şey güvenen bir ses tonuydu birkaç defa bakışlarım o müşteride yoğunlaştı ama bizzat ilgilenmek istemedim zira ters birine benziyordu .. İyi günler dileyip çıkarken arkadaş neden alamdınız diye sordu
Kızın cevabı
- Çok pahalı satıyorsunuz size iyi günler
yorum yapacak zaman yoktu çünkü başka müşteriler de vardı .O gittikten sonra raflara tekrar göz attım her seviyeden kişinin rahatlıkla alabileceği kitaplar vardı .

Aradan bir iki gün geçmişti yine aynı kız içerdeydi bu sefer kalemlere bakıyordu bir müddet sonra yine almadan çıkarken yanına yaklaşarak
Küçük hanım beğendiğinizi bulamadınız sanırım dedim
Verdiği cevap
- Çok pahalı satıyorsunuz . size iyi günler
tabi ben yine doğal olarak rafa göz attım fiyatlara baktım çok düşük fiyatlardan başlıyordu kalemler , sadece tebessüm ettim .
Soğuk yağışlı ve durgun bir gündü benim de nedensiz bir şekilde canım sıkkındı bu gibi durumlarda soğukkanlı olurum. Elime arkadaşın övgüyle bahsettiği kitabı aldım ve
“Zahiri” okuyordum . İçeri yine o kız girdi bu sefer flütlere bakıyordu arkadaştan pembe rengi istedi ve bütün flütlerin rengine baktırdı ama yoktu ki pembe renk.Arkadaş flüt ararken kız hiç konuşmuyordu dimdik duruyordu yine yüzünde hiçbir değişiklik yoktu onu incelemeye koyuldum üzerinde eski bir hırka vardı rengi soluk ….Kızımız en nihayetinde konuştu barbi flütler ne kadar.. verilen rakam ona pahalı geldi biliyorum ama yine tepkisizdi en küçük bir değişlik yoktu yüzünde yanına yaklaştım
- Arkadaşlarının çoğunda barbi flütler, barbi etiketler, kalemler var değil mi dedim cevap yoktu maalesef ve sende barbi etiketinde almak istiyorsun ama paran yeterli değil , dinliyordu fakat cevap vermiyordu ..gözlerinin içine bakarak derslerin nasıl dedim aynı ses tonuyla
güzel ..dedi . peşinden adın ne diye sordum tek cevap
- Filiz ..
Bak filiz, elde edemediğimiz bir şeyler bizi kamçılamalı ki daha çok çalışalım o çok istediğimiz şeylere kavuşmak için içimizdeki özlem , azim olarak bize dönmeli.. o enerjiyle yaşamın bu eksi yönünde pes etmemiş olacağız ve her şeye rağmen mutlu olmasını becereceğiz. Nasıl mı? sen , öğrencisin derslerine çok iyi çalışarak ..Hedefine bir gün ulaştığında olgunlaşmış bir ruhla hayata yeni bir simayla merhaba diyeceksin
ve güç şartlarda başarmanın hazzını duyumsamak tarifsiz bir duygudur …( bu cümleleri ben kuruyordum ama hayat bana onun sunduğunu sunmamıştı ki ben yok nedir bilmeden büyümüştüm her şeyim fazlasıyla olmuştu . Acaba onu anlayabiliyor muydum evet anlıyordum ya da anladığımı sanıyordum …
Yeliz baban ne iş yapıyor
Yeliz :
- babam çalışmıyor
annen çalışıyor mu
Yeliz :
- Hayır annem çalışmıyor nasıl çalışsın ki o hasta ..
nasıl geçiniyorsunuz diye sordum
Yeliz
- annem elişi yapıyor …
içim bir tuhaf oldu ama halimi ona belli etmek istemedim çünkü o acınmak duygusunu görmek istemiyordu kısa bir sessizlik oldu

Yeliz
- Abla teşekkür ederim bir çok fikrim değişti sayenizde bundan sonra bende olmayan , olamayan şeyler için üzülmeyeceğim başarmak, daha iyisini başarmak için çalışacağım
o kırmızı flütü alabilir miyim
tabi dedim yüzünde küçük bir tebessüm oluştu ..yine uğra Yeliz dedim ..

tabi uğrayacağım iyi günler size

Bazen yersiz tavırlarla karşılaşırız mesela ilk tanıştığımız bir kişiye kimsiniz diye sorsak (eğer isimin başında bir unvan taşıyorsa ) hemen agrasif bir yapı sergilerler , tanınmış simasını her yerde karşılarına çıkmasını isterler üstelik farklı bir karşılama töreni (yani onlara varlıklarını hissettirme ) görmeyi isterler ki bunu bulamayınca hırçınlaşmakta geç kalmazlar .Şimdi çok daha iyi anlıyorum bu tarz karakterin altında ne yattığını ..Onlarda hayata karşı bir kin var, güzel geçmeyen çocukluk dönemlerini , bastırılmış güdülerin hesabını sorma var …O dönemlerde insanlar tarafından dikkate alınmadıklardı için bu tetikleyici unsurlar onlardan hoş görü ve anlayış gibi yüce duyguları silmiş bu belli …Bir arkadaşım anlatmıştı yaşlı bir komşuna yardım etmek için hastaneye onun yerine kendi gider yaşlı teyzenin ilaçları bitmiştir ve karneye ilaç yazılacaktır Arkadaşın ifadesini, duygularını aynen aktarıyorum
( yüzü asık bir bayan doktor odada oturuyor ve dışarıda uzunca bir kuyruk sanırsınız ki hastaları dövecek o denli katı bir yüzü var üstelik yaşı da çok küçük …ilk sıralarda olduğum için içeri girdim ve ilaç yazdıracağımı söyledim bir ses çıkmadı sanırım duymadı dedim tekrar ilaç yazdıracaktım dedim yine ses yok …üçüncüyü yazmıyor musunuz dedim “ cık “ dedi …O kadar şaşırdım ki kaç yıl okumuş eğitim görmüş bir kişi hayır cevabının yerine cık diyor …Bu tavrının karşısında ona yaklaştım elimdeki sevki gözünün önünde parçalara ayırdım baktım köşede soba var sobanı kapağın açtım ,bununla artık soba yakarsanız dedim ve dışarı çıktım …yaşlı teyzenin ilaçlarını ben aldım ..insan hayır şu sebepten dolayı yazamıyoruz der sanırım cık kolay ve ona yakışır bir cevaptı )

Evet tabana indiğimizde kim bilir o kişide ne bulacağız…Olumsuzlukları yüklemek basit bir iştir bu kişinin kendinden kaçışıdır ..Önceden üzülürdüm bu tarz olaylar karşısında şimdi sadece bu karakterlerin sahibine acıyorum …

Geçmiş bir bedel mi olmalı ömürde ? cevap var mı ? …
Ümitzeynep

11 Ekim 2005

*Adımlarım Emrimde * / Gizem mi

İçerisi kalabalıktı ve sıramızı bekliyorduk masada ikinci bir dünyaya kendini kaptırmış biri oturuyordu elindeki kağıttan bir şeyler mırıldanıyordu ta ki biri ona seslenene kadar …
- Oğlum sıkıştık biraz yardım et ..Bak küçük hanımlar bekliyor
Selçuk :
- Tamam baba
Selçuk kızlara yaklaştı ve çisemin gözlerinin içine bakarak
- buyurun küçük hanım size yardımcı olayım
- dedi
Elimdeki reçeteyi ona uzattm
Selçuk :
- Bir dk lütfen hazırlıyorum ..Metin ağrı kesiciyi bulamıyorum yardım eder misiniz
Metin :
- Sağ köşede ...istersen ver reçeteyi ben devam edeyim ..
Selçuk :
- Bu daha iyi olur ..
Sanki masadaki kağıtlar kaçıyordu hemen dosyayı eline aldı ama okuyamadı gözleri çisem deydi ..İçinden kendine gel oğlum dedi ama olmuyordu söz dinlemiyordu gözleri ..Hazırlanmış bir tesadüf için kasaya geçti ve beklemeye başladı ilaçları hazır olan Çisem le arkadaşı parayı kasaya uzattılar Selçuk o kadar dalgındı ki parayı dahi alamıyordu imdada Bekir yetişti ..
ve elindeki dosyadan bir bölümü Selçuk sesli okumaya başladı son bölümünde Çiseme eğilip
- fısıltıyla “ düşten uzansam ellerine elimi tutar mısın sevgili “
Çisem hayır demişti ve hızla oradan uzaklaşmıştı ve o günden sonra Selçuk aşırı ısrarcı olmuştu ve bu ısrar onları bir araya getirmişti ..Sevginin doğumu böyle olmuştu .


Sevgi ,
sende ilk etki neden çok önemli
Sevgi ,
Gözler mi senin sıcak hanenin ismi , orada kaç kişi barınır ? mevsimin kış olunca gözler seni hangi surette gösterir .
Sevgi ,
sen hiç kendi kendini tanımladın mı ?
Bana cevap veresene …


Gecenin renginde ıslak kirpikleri yer değiştiriyor ve uyandığında hatırlayamadığı bir rüyayla garip hislerin içinde ve şimdi sınıftaydı çisem …Gamze öğretmen başıyla işaret etmişti ve çisem önce tok bir ses tonuyla girmişti şiire.. Nefessiz sınıf onu dinliyordu ki dinlememek mümkün müydü ses tonu harikaydı bir başka masal dünyasına uzanıyordu insan..Ruh cezbi bu olsa gerek !
şiir bitince izhara geçmişti ; Dünya Edebiyatının hazinesinde bulunan en kıymetli mücevherlerden de biri olan "Su Kasidesi" ne yazık ki ihtiva ettiği bütün güzellikleri insanlığın gözünün önüne serecek bir şekilde şerh edilememiş ve hattâ bütün özelliklerini kapsayacak bir şekilde anlaşılamamıştır. Fuzulî duyguya, düşünceye ve anlama verdiği önem kadar şekle, lâfza, estetik hususiyetlere ve edebî sanatlara da önem vermiş ve şiirinde her ikisini de birlikte ve aynı başarı ile sergileme başarısını göstermiştir. Bu bakımdan onun şiirlerini bu hususiyetleri göz önünde bulundurarak okumak, anlamak ve şerh etmek gerekmektedir. Fuzulî’nin şiirinde tevriye, iham, cinas, söz ve anlam oyunları ve telmih büyük ağırlık taşır. Fuzulî’nin mısraları ve beyitleri bütün bu hususiyetler göz önünde bulundurularak anlaşılmaya çalışılmalıdır. Böyle bir çaba bize hem bu eserlerin zengin duygu, düşünce ve estetik hususiyetlerini tanıtacak, hem de bugün artık unutulmuş, arkası kesilmiş bir zenginliğin pırıltılarının da kapılarını açacaktır.
Su Kasidesi’nin 8. beytinin ikinci mısraı şimdiye kadar hep “Susuzam bir kez bu sahrada benimçün ara su” şeklinde okunmuş ve Fuzulî’nin burada kurduğu esprili tuzağa düşülmüştür. Bilindiği gibi "kez" sözcüğü eski harflerle hem "kez", hem de "gez" şeklinde okunabilmektedir. Halbuki beytin ve mısraın içindeki diğer kelimelerle birlikte düşünüldüğünde bu sözcüğün "gez" şeklinde okunması gerekmektedir. Çünkü Fuzulî burada "ok" denilen ve ağaç dallarından yapılmış bir âlet yardımı ile su ve hazine arama âdetine telmihte bulunmaktadır. Kelimenin "kez" şeklinde okunması hem anlamı daraltmakta, hem de beytin arkasındaki bu renkli tasvir silinip gitmektedir ..
Klâsik edebiyatımızın mahsullerine daha dikkatli ve kendi içerisinde tutarlı bir bakış açısı ile yaklaştığımız taktirde bu muhteşem güzelliklerin tadına daha çok varacak ve ruhumuzun susuzluğunu bu aşk ve güzellik pınarının suyu ile kandırma imkânını bulacağız.
Müyesser ola ana şâh-râh-ı aşkındaDevâm-ı hüsn-i kabûl ü sebât-i resm-i vefâbeyti ile sona eren bir tevhid ve biri sonradan "Su Kasidesi" olarak meşhur olan dört na’t bulunmaktadır."Su Kasidesi" gerek vezni, gerek âhenkli söylenişi, gerek büyük bir iman adamının Hz. Muhammed’e olan aşkını inanılmaz güzellikte aksettiren samimî duyguları ve gerekse lâfız ve mânâ bağlamında ulaştığı estetik başarı bakımından edebiyat tarihimizin en başarılı eserlerinden birisidir…
Dinlediğiniz için hepinize teşekür ederim ..Kaynak; Yağmur dergisi..
Evet arkadaşlar dedi Tan böylece öğrencilik hayatımızın son dersini Çisem den dinledik .
Şafak
-harikaydın çisem , öğle yemeğini hak ettin bendensin
Çisem
- kes sesini lütfen …
ve kahkahalar başladı ya daha durmaz .Ben hiç sevemedim bu boş kahkaha tufanlarını bunun ardındaki mutlululuk bana hep yavan geldi , yabancı kaldım bu şımarık tavırlara oysaki bana hep şımarıksın derler kimseyi takmaz olduğum için mi söylenir bu , değeri gerektiğinde verdiğim için mi yoksa… Arka sıralardan

biri
- oğlum uğraşmayın şu kızla dört yıldır uğraştınız da kız cevap verdi mi size ….ya gururlu olun biraz
Tan :
-evet evet biraz ağır takılalım J
Gamze öğretmen :
-Arkadaşlar susun ! Çisem dersi güzel hazırlamışsın ben umut ediyorum ki sen bu sahada başarılı olacaksın
Çisem :
alçak bir ses tonuyla
-sağol hocam dedi..


Birbirine veda eden gözler kimi özlem pençesinde, kimisi de kendi havasında , bellik canı acıyanlar vardı gözler yaştı , gözler nemliydi ve bakışlar kaçırılıyordu .. Bazen kıyasıya espriler bazen beraber iç çekişler ve işte koca dört yıl geride kalmıştı….
Bir bulut kadar hafif misin hayat sen?
Damlalar barındırırsın içinde hep üşüyünce mi yağmurlar senden kaçar seni terk eder ..

Ardı ardına eklenen yıllar içinde neleri yama yapmamıştık ki ruhumuzdan akan kanlar olmuştu gecenin rengine karışan… Uzatılan eli kavrayan dost bileği düğüm olmuştu boğazlarda/
ya madem yıkacaktın ..
madem kıracaktın …
dökecektin …
neden dost dedin bana ..

Menfaat sana ne kazandırdı .. Bir yürekten çaldığın ve de senin haberdar olamadığın çok şey var aslında .. Gözlerin boşlukta , gözlerin manasız, gözlerin menfaatte ..Yolun açık olsun kervanın bir daha uğrayamayacak bana, içimi yakamayacak o sahte nefesin.. Uzak dur benden uzak dur bizden .
Saate bakıyorum ne çok hızlı akıyor zaman …Sana yetişemiyorum saat ..zaman yarışı yoruyor beni ..
yemekte Selçuk la olacağız ah Selçuk ya kaybım olacaksın ya kazancım görebildiğimi, sezinlediğimi silmek isterdim değiştirmek isterdim .. sezgi miydi bunun adı yoksa Selçuk ta gözlemlediğim şeyler mi beni ürkütmüştü ..
Ah sevda! sen ne biçimsin ? biliyorum sana hep böyle söylerler farklı bir şey duymadın ki aldırış etmediğinin farkındayım..
sevda senin kabına sığmaz halin aşk mı ?
Aşk , sen ihanetin beşiğini mi sallarsın ?


Neden ben, bu öyküde bu kadar detaya girdim özet geçebilirdim .. Gizem olurdu o zaman anahtarı herkes tutmak isterdi neden değerlisin sen gizem ? sessizlik mi seni kıymetli kılan ..Gizem , ben sana pek aldırış edemiyorum değil mi