28 Ocak 2007

(...)

-Çamurdan oyuncak yapan çocukların heyecanlı yüzlerine sakladım düş defterimi. Küçücük avuçlarda oyalandıktan sonra tekrar uykuya dalan toprağın; sadeliğine gömdüm bütün ekleri. Önce kırılma noktalarını ezberledim. işaretler koydum karanlığın tonuna. Bir daha birbirine karışmayacaktı ses. Gürültü kulaklarımı tırmalayacak, düğümler kendiliğinden çözülecek ve sisten bir kumaşı dokumayacaktı gözlerim. Gözlerim imzaladığı depremleri hatırlamayacaktı bile. Islak kirpiklere de dokunmayacaktı ellerim. Düş defterimde mayalanan kelimeler daha ne kadar pişecekse demeyecektim Saymayacaktım beklenmedik sürprizleri. Demir parmaklıklarla süslenmiş boş evlerin hatırası diyerek notlar düşmeyecektim. Rahat bir nefesin ne manaya geldiğini yazmak öyle hoş ki. Harflerin tek tek saçlarını okşayıp onlarla kendi lisanlarıyla konuşmak ve anlaşmak bir başka boyut olsa gerek

- ki gözlerimde anlamsız bir ağırlık var benden ötede gözlerim. Evet o ağrı hatırımda kalmış. Güçlükle araladım gözlerimi yine başladığım yerdeydim yine labirentin içine kilitlenmiştim soğuktu etraf. Dilimde gün boyu rüyanın tadı olacaktı… Yazılmakta olan şiirim üşümeye başlamıştı bile… Ressamın dalgınlığı fırça izinden belli.Biri tuvale kusuyor diğeri şiire. Şair un ufak etmiş kelimeleri imge deryasında kayboldukça kelepçe vurmuş diline ki (… )


Aynadaki görüntüde kendini zor seçen bir yüz. Gökyüzüyle alışverişini kesen ışığı hafızadan silen, hep karanlığı düşünen , karanlığa soluyan, karanlıklara pencereyi açan ve zamirleri birbirine karıştıran el. Yorgunluğun kendine özgü diliyle hep ötesini resmeden, yoruldukça katılaşan, yoruldukça boğulan, fırça izlerinde dinlenen sen. Senden bir adım önde olan yine sen. Karmaşık cümlelerin öznelerinde oyalanan boş bir sayfada yine sen. Ve ‘o’ eksik bir cümle (de)… demir kapıların yeminleri / mum(ların) birbirine diken masalda gizlenir.


Yüklendikçe kelimelere nefesine yetişmesi zorlaşıyor. Acıların uzayan saçlarına kıvrılıp düşünüyor. Bir adım ötede iyice küçülmüş gözleri, gözleri bütün görüntüleri birbirine karıştırıyor. Uykuya diklenmeye öyle alışmış ki ezberlediği bu sahneden de nefret etmiyor değil, bütün fizik kurallarını çiğneyerek zamana asılmak oldukça hoş. Bir dairenin içinde kayboluş gibi… Hangi vakit durgun olacağı belli olmayan hislerin hüsran kökünde demlenmesini izliyor. Bu seyir halini tartıyor. Zihnide her şey öyle çok karışık ki / bir müddet sonar hayal geliyor yanına gözlerini elleriyle kapatıyor- çık artık bu hapsolduğun kafesten diye sesleniyor. Kanatları renk renk, bakışları oldukça ısrarlı ve direnecek gücü olmadığı için hayalin elini tutuyor çok şükür şimdi gözleri kapalı.

Kendisiyle didişmesini bitiremiyor bir türlü. İrdelediği şey oysa ki çözümlenmeyecek olan. Bu kadar ısrar niye ki hayal ruhunu esir alıyor. Şimdi onunla küçük bir gezintide. Kırılmaya hazır cam gibi bu yolculuk. Dokunmak istemiyor derinlik denen şeye - hep sığ köşeleri inşa etmeyi istiyor. Neden yüzüne gömülü onca şey bilmiyor. Karanlık çıktığı seferden sırdaş oluyor


örtü dediğin nefes / bileğe güç dediğin his, hangi haritada? Kaybolmak istiyorum, dirilişi unutup, kaybolmak(çıkmaz sokakların bütün köşelerini ezberledim ne ışık beni anladı ne ben onu. Adımlar birbirinden habersiz bütün sokaklar toz rüzgar yine bencil) ki mümkün olmayan destur bu.

Anlamsızlığı eliyorum gök de benden yana. Sarpa sarıyor hayal onu uzaklaştırıyorum kendimden… ötede “bütün yollar gibi tanımsız eşyasız kolsuz kanatsız bir yol tebeşir kokusu sırtında birbirini ezen harflerde / sen-ben (savaşın) ortasında ruhun ruha dokunuşu.” Beni bekliyor, ötede buzlara yazılan masal; oldukça çekingen” Bilir misin iki kökeni var hüznüniyetinin: çiçek durumu aşklar yaprak düzeni siyasalar” Cemal Süreyya ve duruşu kendine tezat şiirler…

Dedim ya ressam fırçasını konuşturur. Konuşan kendisidir aslında. Renklerin tonuna yelken açışı, iç dünyanın yankısı. Neden uzadı bu yol? Bu kadar yükü nasıl kaldırıyor yol? Yolun koluna girsem, mekan dediğini silsem; bulaştı yüzüme rüzgarın yine hırçınlığı. Kol saatini dikmiş gözlerini. Belli ki bıkmış saat bu bakışlardan. kaostan bir dağ gözbebeklerinde. Senin mutluluk, senin sır dediğin yüzü sağdı fikirlerim. Cümlelerin bana inat yürüdü yolda. Ne yana baksam bir öncekinin sesi. Göç için acele etmiyorum. Kelimelerin hüneri küçüldükçe küçülüyor ellerimde. Sadece seni izlemek istiyorum...

geride …