25 Temmuz 2006

*Can Muhammed*


Adını adıyla zikreden yaratan
Habibim diye nida buyuran
Resulünü halk etti nurundan.
O doğunca Kisra’nın ateşi yok etti kendini
O Muhammed ki bembeyaz kundağında
- “ümmetim, ümmetim” dedi.

İki cihan serveri nebiler nebisi
Hira dağında giydi tâcı
şahadete çağırdı Allah’ın kullarını
gecesi Rabbi zikirde
gündüzü müşriklerin eziyetinde.
Kırıldı Mübarek dişi, incindi
helak ı değil hidayeti niyaz etti
elini uzattı ay ikiye bölündü
dağı işaret itti dağ altın oldu

Ağzından bal damlayan
miski amber kokulu yâren
alemlere rahmet olarak inen
sevgililer sevgilisi, can yoldaşı
Sıddıkı ekber ile gizlendi
Sevr mağarasına. gömleğiyle her yeri
kapatan ebu Bekir, siper etti vücudunu.
İrkildi acıdan/ Muhammed in
yanağına damladı göz yaşı. Sordu
Nebiler nebisi neden canı yandı?

İki yüz seneden beri mağarada bekleyen yılan
dile geldi

-ecdadım bu mağaraya Allah ın rasulü uğrayacak diye
müjde vermişti. O gündür cemalini görmek için beklerim.
dostun beni bundan men edecikti / kırdım cemalin
için, Ebu bekri / beni af edin …af et ya Rasulallah

-Alluhü ekber


Sabrı yüreğine işlenen nebi!
cennetin sekiz kapısı emrinde olan nebi!
meleklerden de üstün olan nebiler nebi!
yükseldi miraca … Bütün vücudu göz
öyle temaşa etti hakkın cemalini / o ne büyük saadet
Allah ım!

Tüm mahlükat yüzü suyu hürmetine yaratılan
can peygamberin; ümmeti olmak şerefine
nail olduk hepimiz selatü selam olsun o rasüle
selam olsun peygamberime.
canlar feda olsun iki cihan serverine

Mahşerde; o hesap gününde Rasulünün
sancağında, gölgelenmeyi nasip et yarabbi!
Günah heybesi sırtımda. Yüreğimde Allah Rasulünün aşkı
sıratı biz geçemeyiz ….. şefaat et ya Rasulallah
Şefaat ya Rasulallah

13 Temmuz 2006

Boşluk...

Zifiri karanlık her yer. Sıcak bir yaz gününde, üşünmez aslında. Üşümekten ziyade içimin titrediğini hissediyorum. Bir telaş ver gecenin renginde. Gözlerimi; ses diye algıladığım şeye doğru çevirsem de çözemiyorum telaşı. Başım öne eğiliyor. Yüzümde kıskanç bulutların münakaşandan sıkılan, bir kaç damla yağmur damlası… Ellerimi niye bilmiyorum, taş gibi sıkıyorum. Yalnızım, defterim yüreğim. Birden ışık çoğalıyor. Bakıyorum. Yıldız kayıyor (Dilek tutulacakmış yıldız kayarken, hangi isteğimi öne alayım acaba? 'kızıl et olacak bedenimden acının ari olmasını mı? Ya da acıya göğüs gerecek bir yüreğimin olmasını mı? Neler saçmalamıyorum ben. İnanmadığım bir hayatın son yolculuğunu mu düşündüm şimdi? O da ne? Ben düşürken yıldız kayboldu bile. Keşke bir dileğimi fısıldayabilseydim; benim için hanesini terk eden o fedakar yıldıza... Dileği bile mukayyet olamayacak güçteyim)
Karanlık; düşlerimin gözlerine en koyu rengiyle, sürme çekiyor. Şimdi daha alımlı düşlerim.. Aklıma emir veriyorum; sana dokunmak istiyorum diye. Efendisine asi gelen gururlu bir köle edasında, bana aldırış etmiyor bile. (Ben neyin eteğine sarılmak istiyorum? Kimim ben?
İnsan;
Görmeyi diliyor ya
dokunmak istiyor ya / körü körüne bir inat çoğalıyor, berraklaşıyor tutkular ve halay çeken isteklerin gamzeli gülüşleri. Bilinmeyen, çözülmeyen her şey gıda oluyor beslenmesi için… ( ibret bir efsanenin yelpazesi. Ne çok sıcak var, yelpaze durmuyor.)
Her yer su. Küçük bir kara parçasındayım. Suya bakıyorum. Suyun bile dili var kendine göre. Gizli bir canı taşıyor, kusursuzca görevini icra ediyor. (Ya ben ne yapıyorum? Neyim ben? Dilim isyan şarkısında bayatlıyor. Daha kendimi bile keşfedememişim ama yüklendiğim kelimelerin boyu büyük!

İnsan!
Hudutsuzlukta sınır tanımayan! İnsan yön nedir bilmeyecek- insan yöne hep bağlı kalacak…


Ne su, ne gül ne toprak ne yağmur değişecek! Ama sen değişimde gölgeleneceksin.

Zifiri karanlığı eliyle sıyırıyor, sessizce yanıma yaklaşıyor. Gözlerimin içine bakıyor, bakışları çok derin. Bir ara dudakları kımıldıyor bir şeyler söylemek için (Ağırlaşıyor gözlerim. Küçük bir kız çocuğu elinde boyama kitabı; bütün çiçekleri boyamış ortadaki çiçeği de boyamalıyım diyor.Sağ elinde toplamış bütün kalemleri, yanına yaklaşıyorum elinde boyaların var devam etsene diyorum ….
Ama daha renk kalmadı ki diyor hemen gözlerinden yaşlar akıyor neden renkler bitti ? insan, renklerden sonra ne geleceğini hiç düşündün mü ?

Her şey manasız. Dönüp dolaştığım yer aynı. Neden irdeledim ki benden uzak olanı. Zaman zaman dinlendiğim mekan mı oluyor isyanım? Ellerim uyuşuyor yazarken, başım her zamankinden fazla ağrıyor. Bir mıknatıs sanki asi ruhum; beni boşluk denilen yere sürüklüyor. Boşluk ne?

05 Temmuz 2006

Kayıp...

Kayıp…
Geldiğin yeri kabul etmek yerine; kemikleşmiş inatlarla vurdum duymazlığı tercih ederek, dolaştın satır aralarında… . Düşünce; bir buluş kadar değerliyken düşünmek nedir bilmedin. Hep sende olanın savurganlığını yaptın cömertçe… Tek bir silahı keşfettin. O da boş vermişlik ki asıl bu uyuşturdu seni… Kalıpları bebek yapıp kundak diye şartlara sardılar. Hiç ninni dinletmeden büyüttüler. Önce seni kendine yabancı kıldılar.Her ayna sözcüydü oysa ki sen aynaları kırdın usunla. Görüntünün ezberi de bilmedi seni… Mekanın ‘boşluk’ Ne de çok yürek sıkıntıyla doldu. Boğulan sadece sen değilsin. Gergin yüz hatlarına alışmış ellerin. Huzur bir masalın adıydı değil mi?

Tek bir köprüden geçtin de bu köprünün altında ne var demedin. İçine girdiğin tünelin çıkışı yoktu, merak edip sormadın bile niye yok diye. Önce kendi içinde ne varsa onu kaybettin. Demir, taş, tuğla; bir yandan yıkıp diğer yandan( ret ettiğin ölçünün inadına) yapmaya çalıştın. Bildiklerini de kaybettin…. Bu kayıplar yeni bir ruhun olmuştu artık. Derini yüzmüşlerdi, ruhunu çalmışlardı sen kelimeleri isyana misafir ederken…
***
Korku diye boş bir tuvali getirdiler… İçine her şeyi sığdırdın da sığmayan ne diye sormadın bile… İhanetlerin kökünün nerden geldiğini araştırmak istemedin beklide. Sevgi bir ışıktı gözlerinde, değişmeliydi de. Değişirken senden gideni de anlamadan dizdin cümleleri defter denilen gize. Vakit dolacaktı elbette o günün kaydı hiç yapılmadı… Tadını bilmediğin şeye ahkam kestin ve merak bile etmedin. Neden her şey aynı?
Ç*Ü*N*K*Ü insan;
Susuzdu testiye su doldurmadı…
Ağladı , göz yaşı vefasızdı fark edemedi
Yorgundu, yorgunluk nerden geliyor diye sormadı
Neyi, ne kadar paylaşacağını bilemedi
İnsan, insan olduğunu unuttu / unutmalı dedi. Kirletmeyi sevdi / kirlendikçe sevindi / kirletti. Bataklık genişti herkese elini uzattı. Batarken batırmanın hazzını duymayı istedi. Hep istedi, vermek nedir bilmedi. Kapı çoktu / birini kapattı, diğerini açtı / elinde anahtar çoğaldı da / fark etmedi … Altın yürekler aradı kendi yüreğini göremedi.. Menfaat merkezdi ayrılmak istemedi. Bütün hikayeler aynıydı / farklı olur belki dedi. Hep yanıldı / yanılttı …
Her şey aynı şeyse farklı olan nerdeydi…

Soru*cevap* / formül * denklem?