13 Temmuz 2006

Boşluk...

Zifiri karanlık her yer. Sıcak bir yaz gününde, üşünmez aslında. Üşümekten ziyade içimin titrediğini hissediyorum. Bir telaş ver gecenin renginde. Gözlerimi; ses diye algıladığım şeye doğru çevirsem de çözemiyorum telaşı. Başım öne eğiliyor. Yüzümde kıskanç bulutların münakaşandan sıkılan, bir kaç damla yağmur damlası… Ellerimi niye bilmiyorum, taş gibi sıkıyorum. Yalnızım, defterim yüreğim. Birden ışık çoğalıyor. Bakıyorum. Yıldız kayıyor (Dilek tutulacakmış yıldız kayarken, hangi isteğimi öne alayım acaba? 'kızıl et olacak bedenimden acının ari olmasını mı? Ya da acıya göğüs gerecek bir yüreğimin olmasını mı? Neler saçmalamıyorum ben. İnanmadığım bir hayatın son yolculuğunu mu düşündüm şimdi? O da ne? Ben düşürken yıldız kayboldu bile. Keşke bir dileğimi fısıldayabilseydim; benim için hanesini terk eden o fedakar yıldıza... Dileği bile mukayyet olamayacak güçteyim)
Karanlık; düşlerimin gözlerine en koyu rengiyle, sürme çekiyor. Şimdi daha alımlı düşlerim.. Aklıma emir veriyorum; sana dokunmak istiyorum diye. Efendisine asi gelen gururlu bir köle edasında, bana aldırış etmiyor bile. (Ben neyin eteğine sarılmak istiyorum? Kimim ben?
İnsan;
Görmeyi diliyor ya
dokunmak istiyor ya / körü körüne bir inat çoğalıyor, berraklaşıyor tutkular ve halay çeken isteklerin gamzeli gülüşleri. Bilinmeyen, çözülmeyen her şey gıda oluyor beslenmesi için… ( ibret bir efsanenin yelpazesi. Ne çok sıcak var, yelpaze durmuyor.)
Her yer su. Küçük bir kara parçasındayım. Suya bakıyorum. Suyun bile dili var kendine göre. Gizli bir canı taşıyor, kusursuzca görevini icra ediyor. (Ya ben ne yapıyorum? Neyim ben? Dilim isyan şarkısında bayatlıyor. Daha kendimi bile keşfedememişim ama yüklendiğim kelimelerin boyu büyük!

İnsan!
Hudutsuzlukta sınır tanımayan! İnsan yön nedir bilmeyecek- insan yöne hep bağlı kalacak…


Ne su, ne gül ne toprak ne yağmur değişecek! Ama sen değişimde gölgeleneceksin.

Zifiri karanlığı eliyle sıyırıyor, sessizce yanıma yaklaşıyor. Gözlerimin içine bakıyor, bakışları çok derin. Bir ara dudakları kımıldıyor bir şeyler söylemek için (Ağırlaşıyor gözlerim. Küçük bir kız çocuğu elinde boyama kitabı; bütün çiçekleri boyamış ortadaki çiçeği de boyamalıyım diyor.Sağ elinde toplamış bütün kalemleri, yanına yaklaşıyorum elinde boyaların var devam etsene diyorum ….
Ama daha renk kalmadı ki diyor hemen gözlerinden yaşlar akıyor neden renkler bitti ? insan, renklerden sonra ne geleceğini hiç düşündün mü ?

Her şey manasız. Dönüp dolaştığım yer aynı. Neden irdeledim ki benden uzak olanı. Zaman zaman dinlendiğim mekan mı oluyor isyanım? Ellerim uyuşuyor yazarken, başım her zamankinden fazla ağrıyor. Bir mıknatıs sanki asi ruhum; beni boşluk denilen yere sürüklüyor. Boşluk ne?

3 Comments:

At 7/18/2006 10:13:00 ÖS, Blogger Ümit Zeynep Kayabaş said...

Cevap gelmeyince mi yeniden okudunuz:)

 
At 7/19/2006 12:03:00 ÖS, Blogger Ümit Zeynep Kayabaş said...

Teşekkür ederim. Ama yazılar o kadar da güzel değil... bir çok hata var... Duyguların anlık ifadesi işlenmemiş. Bana kazandırdığı şu bu yazıların ifade gücü genişliyor. Beğini için tekrar teşekkür ...

saygılar

Bazen sessiz cevaplar da olur:)

 
At 7/19/2006 05:29:00 ÖS, Blogger Ümit Zeynep Kayabaş said...

Yorum bilirim ki sadece yazı içindir...(Yazan değil eser ön plandadır) BU bağlamda algıladığım şu olur; Okuyanın yazıdaki iç dünyası yorumda bu dünyayı şekilleyen...
Tarafsızca izlerim okuyucu (bu gözlem de önemlidir yazmak için. Aslında bütün ayrıntılar kalemin ucunda birikir)
Bazen okuyucu; yazılanda kendini bulur. çOK duyduğum olmuştur, 'yazı beni anlatmış sanki- bu yazı benim için yazılmış' Her okuyucu yazıda kendine ait bir şeyler bulabiliyorsa bu yazının başarısıdır ki bu her yazanın başarmak istediği güzel bur duygudur... Mesala 'boşluk' bir yazıya yorumdur. Hoşuma gitti buraya ekledim... Bundan da bazı kişiler kendine pay çıkarıyor olabilirler. Bu tıpkı toprağı günü gelince terk eden çiçeğin rengiyle buluşması gibi. Çiçek tohumu geride bırakmış, serpilip büyümüştür.Bir çok dallara ayrılmıştır ama inatla tohum her açan çiçekte kendini arar... ya da denize akan nehirlerin, ırmakların kendini araması gibi. Duygular tekil şahısta toplanmaz hiç bir zaman bir çok duyguyu olgunlaştırıp, yürekte süzüp öyle kaleme almak gerek. Bu da iyi bir gözlemdir belkide bana göre...

Bir öz eleştiri yapayım isterseniz size:) Mesala siz maiil yoluyla bana düşüncelerinizi bildirebilirsiniz ama bunun yerine blogta yazmak istiyorsunuz bu da farklı bir duygu. Eserin altınta yazanın duygularını incelemek gibi bir şey bu...

Yok böyle olmuyor bir okuyucun görüşleri diye yazdıklarınızı ana sayfaya koyacağım:)

saygılar

 

Yorum Gönder

<< Home