05 Şubat 2006

*Günlüğümden*

Zamana sığdıramıyorum sensizliği ....
Her şeyin sonu mu gelmişti? Oldum olası sevmem son denen şeyi... Bazen zamanda düşüncelerin dansı verime ulaşır. Ya zamana sığamıyorsak? Düşneceler tazelerken kendini, atarken fazlalığını yeni bir doğuma hazırlanırken; diğer yanda sabrın teselli edemedği bir yürek çırpınışı... Sessizliğin zehri damarlarda ilerlerken ölü bir bedeni taşır ruh ...
Duvarın öteki yanı; her güne isyanla zulmü imzalardı ruh. Her yeni dakikayı kargaşalar kelepçelerdi. Doyuma ulaşamazdı isyan... Ve iki yüreğin birbirine yüklenmesi, kırması, güzelliğe dair her şeyi heyacanla yok etmesi ve uzandığı nokta , bitkinlik ...
Duvarın beriki yanı; isyanı an be an kucaklamış olan iki yüreğin, özlemi ... Biribirini bulan gözlerde; sevginin tebessümü ... Her şeye rağmen sevmek... Gururun atıldığ, kırgınlığın silindiği minik zaman dilimleri

“Hoştur bana senden gelen
Ya gonca gül, yahut diken
Ya hıl’at-u, yahut kefen
Lütfun da hoş, kahrın da.”


Sevgi kasesi boşalmaz hiç. Bir zehir/ bir bal da olsa
hem ışık / hem karanlık
hem seninle / hem sensiz
sen de
hem benimle / hem bensiz ...
Sevginin mutluluğu; gelinilğiyle intahar etmiş bir genç kız... Yaşasaydı eğer; eziyete dönüşmezdi sevgiler ... Eğer bir gün yürek kendini anlarsa ben de kendimi anlayacağım ...
Hiç bir şeyin sonu gelmedi. Her ikimizde uzattık ellerimizi birbirimize...

2 Comments:

At 2/06/2006 07:38:00 ÖS, Blogger Ümit Zeynep Kayabaş said...

Teşekkür ederim. İmla hatalarını niye söylemediniz ki , alışmıştım :)

 
At 2/07/2006 08:27:00 ÖS, Blogger Ümit Zeynep Kayabaş said...

:))

 

Yorum Gönder

<< Home