24 Kasım 2005

Şairimiz Yaşar Bedri ile İmgeyi konuştuk..

“Poetikayı ve tarihsel süreçteki şiirin serüvenini bilmeden şiir yazmayı, anatomi bilmeden ameliyat yapmaya benzetebiliriz.”-Ümit Zeynep Kayabaş: Yaşar Bedri şiirde imgeye nasıl bakıyor?-Yaşar Bedri: Dönüştürülen izlenimlerin insan bilincinde farklı yansımalar oluşturabilmek; anlatmak istediğimizi daha etkili söylemek için, farklı ilişkilendirmeyle sözü edilmeyeni çağrıştırma benzeyen ve benzetilenle ilişkilendirerek zihni beklenmedik algılara yönlendirme sanatıdır imge. Rahat anlaşılır bir ifadeyle; iki sözcüğün terkibinden oluşan yeni bir biçim, farklı çağrışımdır diyebiliriz. Olmazsa olmazı imkansız, aidiyeti şiirle tescillenen bir olguya nasıl bakılırsa öyle bakıyorum.Ü.Z.K-İmge şiirde farklı bir boyut mudur yoksa şiirin gidişatındaki serüven midir?Y.Bedri: İmge bir şiir estetiğidir. Bilgisel ve sezgisel tasarımlar yeni bir şiire dönüştürülürken çok fazla biçimsel alternatifimiz olmadığını biliyoruz. Bu ‘yeni’yi oluşturabileceğimiz özgün kulvar söyleyiş ve imge atlasıdır.- Ü.Z.K: Vezinli şiirlerin sahibi sizce imgeye neden karşı?-Y.Bedri: Galiba bu sorunuzun muhatabı ben değilim. Karşı olanlara sorulması gereken bir soru. Vezinli şiirde imgenin olmadığını kim söylüyor ki? Divan şiirini hatırlayınız, ezberlemek zorunda kaldığımız onlarca edebi sanatları… İnsan bilmediğinin cahili, bilmediğinin düşmandır her zaman.- Ü.Z.K: İmgeyi bir saklanma bir örtü olarak gören kişilere kısaca hangi cevabı verirsiniz?-Y.Bedri: Nasıl saklanma, nasıl örtü? Sözcükler ve çağrışımlar açık ve sarih değil mi? Üretilen metin hava tahmin raporu, ya da yemek tarifi değil ki… şiirin kendi estetik dinamikleri içinde yapılandırılması ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Poetikayı ve tarihsel süreçteki şiirin serüvenini bilmeden şiir yazmayı, anatomi bilmeden ameliyat yapmaya benzetebiliriz. Nasıl ki bilinçsiz ameliyat hastanın canına okuyorsa, bilgisiz metin üretmek de şiirin canına okumaktadır... şiir kirliliğine sebebiyet verip, bilinçsizliğini kocaman sözlerle meşrulaştırmaya çalışan zevatı üzülerek izliyorum. Katılımı yüksek sanal platformlarda şiirin (ya da diğer türlerin) ‘ne’liğinin, ‘nasıl’lığının bilinçle tartışmaya açılması gerekmektedir.-Ü.Z.K: Günümüz şairlerinde görülen Gerçeküstücülük şiiri hangi çizgiye taşımaktadır?Y.Bedri: Sürrealizm (gerçeküstücülük) yeni bir akım değil ki. Kilise tasvirlerinde başlayan süreç Bosh’la, Salvador Dali’yle plastiğini ve manifestosunu ortaya koymuştur. Şiirde; Aragon, Eluard, Breton gibi temsilciler sürrealist şiirin temsilcileridir. Türk şiirinde ise İkinci Yeni Şairleri, zaman zaman bu akımın müdavimleri olmuştur.Sürrealistler, sanatın gerçek dinamiklerinin bilinçaltında oluştuğunu savunur. Freud'un psikanaliz yönteminden çağrışımla bilincin plânlı bir istif olmadığını, rastlantının ürünü olduğunda ısrarını biliriz. Sürrealist şairler ritmin duraklara uğramadan sürmesi ve çok anlamlı zengin okuma sağlaması amacıyla noktalama işaretleri kullanılmamıştır.- Ü.Z.K Peki buradan günümüz şiirine gelirsek, şair enflasyonunun çok fazla olduğu bir dönemde her şair kendi içine kapalı bir hapishane gibi. Kendine ait bir dünyası var ve bizim o dünyaya girmemize pek müsaade etmiyor sanki. Günümüz şairi ve şiirinin anlam ve dil yönünden kapalılık sorunu yok mu sizce?-Y.Bedri. Her zaman şiir enflasyonundan söz edilir. Bunu söyleyenler ya pili bitmiş şairler, ya da şiirden anlamayanlardır. Nasıl kriterlerle ayrıştırıyorlar şiiri bilmiyorum.Her zamankinden daha bilinçle şiirin yaşandığı, üretildiği bir zamanda olduğumuza inanıyorum. Şiir bir üst dildir. Bunun altını çizmemiz gerekiyor. Kendi içinde kaotik olduğu kadar kadim bir dildir de aynı zamanda. Kaosu tanımlarken bireyin kendi çelişkilerini de görmezden gelmememiz gerekiyor. Yaşanmışlığının, yaşanması gereken dünyanın kayıp bilinci diretir durur. Bu dönüşümü ve girdabı bilinç rezervlerinde işler. Bir metin üretilirken karmaşık dünyanın içindeki birey tarafından üretiliyor. Üretilen metinde bu karmaşa ve getirdiği kapalılığın kaçınılmaz olması garipsenmemeli.Dolayısıyla şairin kendi üst dilini üretmesi demek, kendi özgün şiir bilincini oluşturması demek olacaktır. Elbette dilin çok uçuk ve anlaşılmaz olması anlamında süren bu arayış değil. Ü.Z.K: Şiir adı altında yapılan, özellikle kasete seslendirilen ürünler. Yanlış hatırlamıyorsam bu kasetlerden birisi 1 milyon civarında satmıştı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?- Y.Bedri: Popülist kültürler, sanat bilinci düşük sınıflar için üretilirken; aydın duruşu daha elit, daha belirleyici olmalıdır. Öncelikle şiirin kendi üst dilini tanımlayan bellek oluş(turul)malı. Bakın biz imza günlerine büyük şairleri getirdik, 50 kişi ancak geldi. Başka organizasyonlarda ünlü bir şairin 4 kitap imzaladığına tanık olduk. Fakat söz konusu şairler gelse salon tıklım tıklım dolardı. Bu yazınsallığın kriteri asla değildir. şiir; hiçbir zafiyeti, acemiliği içinde barındırmayacak kadar kendi olan bir sanattır. Dışlar kendine yakışmayanı. Bilinçli bir şiir okuru, bir metni okuduğunda o metnin ‘şiir’ olup olmadığının ayırtına varması hiçte zor olmaz. Şiir hile, hurda kaldırmaz. Şimdi size bir çok popüler şair sıralayabilirim, yarına kaç tanesi kalacak? İlk şiire başladığım yıllarda Ümit Yaşar Oğuzcan’ýın kitapları peynir ekmek gibi satıyordu. Bu gün kaç kişi hatırlıyor onu? Moda gibi sürekli değişir bu güruh. Şiir dediğimiz o (en) üst metni ancak, söz bilincine, söz disiplinine sahip olanlar anlar. Şiir elit bir uğraştır, Şiiri herkesin anlamasını beklemek, herkesin anlaması için şiir yazmak poetik bir problematiktir.. Şairin yarına ait olan bir üst dili kurma endişesi olmalı diye düşünüyorum. - Ü.Z.K: Şiirde yeni bir tarz oluşturmaktan söz ettiniz. Öyleyse halk şiiri veya divan şiiri kalıplarının yeri ne olmalı? Ölçü ve uyaklı şiirin yeri yok mudur günümüz şiirinde? -Y.Bedri: Bugün bir Sâdi’nin, Hâfız’ın, Şeyh Galib’in, Yunus Emre’nin, Rilke’nin, Eliot’ın, Yahya Kemal’in, şiirini aynen yazsak, hatta aynı tarzın çok daha ölçülüsünü yazsak, zengin bir coğrafya ve daha tekamülü olan bir dili kullanarak yapsak bile, biz sadece o şiiri tekrar etmiş, taklit etmiş oluruz. Bunun bir özgünlüğü olmayacağı gibi, şiire getireceği yenilikten söz edemeyiz. Aynı form içinde Karacaoğlan’dan daha güzel bir koşma yazsak o başarılı taklitten başka bir şey olmaz--------------------

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home